Bugun, klinikte, epey tecrubeli cocuk doktoru ile sohbet ediyordum. Nerden geldi bu saglik sistemi, sigorta sirketleri diye sordum. Bayagi uzun hikaye dedi. Baslangicini ben hatirlamam, dedi.
Eskiden, hastane pek yokmus. Doktorlar eve cagrilir, hastalar evde tedavi edilirmis. Vefat eden de gene evinde vefat edermis. Hastaneler, sadece bakacak kimsesi olmayanlarin kaldigi, bir nevi hayir kurumlari imis eski zamanlarda. Son yuzyilda, artik hastaneler insa edilmeye baslanmis. Tabii bunlar buyuk butce isteyen isler. Teknik gelisip yeni ilaclar, tedaviler, tetkikler ortaya ciktikca haliyle maliyet de artmaya baslamis. Saglikta sigorta kavrami, doktorun soyledigine gore plansiz, duzensiz bir sekilde ortaya cikmis. Sigorta 50-60 sene once, zannederim Baylor'da baslamis ilk olarak. Oradakiler, kadinlarin kozmetik urunlerine duzenli olarak para harcadiklarini gormusler. Ogretmen kadinlara, aylik 1 dolar veya daha altinda bir odeme karsiliginda, senede 10 gune kadar hastanede yatmalarini ucretsiz yapalim demisler. Saglikli, genc olduklari icin zaten pek hastalanip yatmaz diye dusunmusler herhalde. Sonradan diger meslek gruplari filan derken is gittikce buyumus. Simdi Amerika'nin temel meselelerinden biri haline gelmis bu saglik sistemi.
Obama biraz degistirmeye calisiyor, bildigim kadari ile , saglik sigortasini odeyemeyecek durumda olanlarin, eksik oldugu kisimlari devlet odeyecek gibi seyler ama ne kadar care olur duruma bilmiyorum.
Amerika'da iflasin ilk 3 sebebi beklenmedik olum, bosanma ve hastalik imis. Turkiye'de istatistik pek tutulan birsey degildir ama, eger tutulacak olsa, muhtemelen ilk 3 e bu nedenler girmez. Bu da, zannederim insani iliskilerimizin henuz saglam oldugunu, yardimlasma ve dayanismanin devam ettigini gosterir.
26 Ocak 2013 Cumartesi
15 Ocak 2013 Salı
Onkolog
Bir suredir, hastanenin Uro-onkoloji klinigine gidip, oradaki doktorlar ile birlikte hasta goruyoruz. Ben sadece gozlemci olarak bulunuyorum. Uro-onkoloji demek, bevliyenin kanserler ile ilgilenen kismi demek. Hastalarin cogunlugu prostat kanseri. Bu kanser turu genelde olduren bir kanser degil ama gorulme orani cok yuksek oldugu icin bu kanserden olen insan sayisi da fazla.
Neyse, bugun bir hasta geldi. Hastanin yanina gitmeden, daha once yapilmis tetkik, biyopsilere baktik. Bu kanser bayagi ileri bir evrede idi, belki baska yere de sicramis idi. Hastanin yanina girdik. Doktor anlatmaya basladi. "Bu hastalik genelde zararsizdir. Cogu zaman tedavi bile gerektirmez, sadece izleriz. Ama kucuk bir kismi da vardir ki, bunlarda hastalik ileri derecedir, oldurucudur. Siz de bu kisimdasiniz.". Boyle soyledikten sonra hastaya baktim, saskin, biraz cokkun, gozleri ile birseyler ariyor gibiydi. Sonra anlatmaya devam etti doktor. Hangi tetkiklerin yapilacagi, sonuclara gore nasil tedavi izlenecegi, hastaligin hangi asamasinin hangi tedavi gerektirdigi ve bu tedavilerin etkileri, hastaligi tedavi etme oranlari...
Belki bir yarim saatten fazla konustu hasta ile, bu sure zarfinda hasta ile mukemmel bir iletisim kurdugunu gordum. Soyledikleri hem acik ve net, insanin aklinda soru isareti birakacak turden seyler degildi ve ayni zamanda sundugu tedavi secenekleri ile de cesaret vericiydi. En sonunda, "hastaliginiz ciddi, eger danismak isterseniz, ikinci bir gorus almak isterseniz bu konuda filan kimse de cok iyidir, ayrica isterseniz bir de radyasyon onkologu gorsun" gibi tavsiyede de bulundu. Bu da, kendine guvenin bir ifadesi, ayni zamanda kaprissiz olmanin da bir isareti idi bence.
Hastanin yanindan ciktigimizda, hastanin yuzunde gordugum o guvenli bakis, rahatlamis hal ve hafif bir gulumseme epey etkiledi beni. Demek ki hakiki tabip boyle olunuyormus dedim kendi kendime. Hastanin yanindan ayrildigin zaman, kanser oldugunu ogrenmis olsa da, rahatlamis olacak, kafasinda soru isareti kalmamis olacak, umidi kirilmamis olacak ve doktoruna guven duyacak...
Neyse, bugun bir hasta geldi. Hastanin yanina gitmeden, daha once yapilmis tetkik, biyopsilere baktik. Bu kanser bayagi ileri bir evrede idi, belki baska yere de sicramis idi. Hastanin yanina girdik. Doktor anlatmaya basladi. "Bu hastalik genelde zararsizdir. Cogu zaman tedavi bile gerektirmez, sadece izleriz. Ama kucuk bir kismi da vardir ki, bunlarda hastalik ileri derecedir, oldurucudur. Siz de bu kisimdasiniz.". Boyle soyledikten sonra hastaya baktim, saskin, biraz cokkun, gozleri ile birseyler ariyor gibiydi. Sonra anlatmaya devam etti doktor. Hangi tetkiklerin yapilacagi, sonuclara gore nasil tedavi izlenecegi, hastaligin hangi asamasinin hangi tedavi gerektirdigi ve bu tedavilerin etkileri, hastaligi tedavi etme oranlari...
Belki bir yarim saatten fazla konustu hasta ile, bu sure zarfinda hasta ile mukemmel bir iletisim kurdugunu gordum. Soyledikleri hem acik ve net, insanin aklinda soru isareti birakacak turden seyler degildi ve ayni zamanda sundugu tedavi secenekleri ile de cesaret vericiydi. En sonunda, "hastaliginiz ciddi, eger danismak isterseniz, ikinci bir gorus almak isterseniz bu konuda filan kimse de cok iyidir, ayrica isterseniz bir de radyasyon onkologu gorsun" gibi tavsiyede de bulundu. Bu da, kendine guvenin bir ifadesi, ayni zamanda kaprissiz olmanin da bir isareti idi bence.
Hastanin yanindan ciktigimizda, hastanin yuzunde gordugum o guvenli bakis, rahatlamis hal ve hafif bir gulumseme epey etkiledi beni. Demek ki hakiki tabip boyle olunuyormus dedim kendi kendime. Hastanin yanindan ayrildigin zaman, kanser oldugunu ogrenmis olsa da, rahatlamis olacak, kafasinda soru isareti kalmamis olacak, umidi kirilmamis olacak ve doktoruna guven duyacak...
31 Aralık 2012 Pazartesi
Amerika'da yilbasi
Diger gunlerden bir farki yok. Oyle buyuk bir kutlama filan da yok. Diger gunler gibi siradan geciyor.
Amerikalilarin bu siralarda iki onemli gunu vardi, onlar da gecti. Ilki, Kasim ayinin son persembesi Thanksgiving idi. Dini bir bayram degil, Amerikaya ozgu. Avrupadan gocup geldikten sonra, degisik sebeplerden oturu bir nevi sukur etme babinda meydana gelmis bir kutlama. Bu tarihte, genelde tum aile toplanir. Hindi de bu bayramda yenilir. "Black friday" dedileri gun de, Thanksgiving den sonra gelir. Adini, bizim cuma gunune hurmetsizlik olarak gorup begenmiyorum. O gun de alisveris cilginligi olur, sabahlara kadar magazalar aciktir.
Amerikalilarin diger onemli gunu Christmasdir. O da, 25 Aralikta kutlandi. Christmas zamaninda, genelde bir iki hafta tatile cikilir. Ilkokullar filan da, bu donemde iki uc hafta tatile girer. Resmi kurumlar sadece Christmas gunu tatil yapsa da, diger egitim kurumlari filan ara tatil yapar. Christmas oncesinde, milletin cogu hediyelik esya alir. Oyle ki, hediye alayim diye, baska seye pek para harcamazlar, araba fiyatlari duser, restoranlar pek dolu olmaz vs. Christmas zamaninda, hediyelesmek bayagi yaygindir.
Bizim memlekette adamlarin Christmas indan cam agacini alip, Thanksgiving den de hindisini alip, tarihi de 31 araliga getirip yilbasi kutlamasi yapiliyor.
Sahsen, baskasindan odunc alinip uzerimizde igreti duran elbiseler giymek yerine, kendi milletimizin ruh dunyasinin inceliklerini barindiran onca guzel gelenege sahip cikip yasatmayi tercih ederim. Illa guzel birsey yasamak icin baskasini taklit etmek gerekmiyor, donup gecmisimize bakmak yeterli.
Bizim genlerimizde varmis haci, dedelerimiz var ya, hep guzel insanlarmis. Nur icinde yatsinlar.
Vesselam....
Amerikalilarin bu siralarda iki onemli gunu vardi, onlar da gecti. Ilki, Kasim ayinin son persembesi Thanksgiving idi. Dini bir bayram degil, Amerikaya ozgu. Avrupadan gocup geldikten sonra, degisik sebeplerden oturu bir nevi sukur etme babinda meydana gelmis bir kutlama. Bu tarihte, genelde tum aile toplanir. Hindi de bu bayramda yenilir. "Black friday" dedileri gun de, Thanksgiving den sonra gelir. Adini, bizim cuma gunune hurmetsizlik olarak gorup begenmiyorum. O gun de alisveris cilginligi olur, sabahlara kadar magazalar aciktir.
Amerikalilarin diger onemli gunu Christmasdir. O da, 25 Aralikta kutlandi. Christmas zamaninda, genelde bir iki hafta tatile cikilir. Ilkokullar filan da, bu donemde iki uc hafta tatile girer. Resmi kurumlar sadece Christmas gunu tatil yapsa da, diger egitim kurumlari filan ara tatil yapar. Christmas oncesinde, milletin cogu hediyelik esya alir. Oyle ki, hediye alayim diye, baska seye pek para harcamazlar, araba fiyatlari duser, restoranlar pek dolu olmaz vs. Christmas zamaninda, hediyelesmek bayagi yaygindir.
Bizim memlekette adamlarin Christmas indan cam agacini alip, Thanksgiving den de hindisini alip, tarihi de 31 araliga getirip yilbasi kutlamasi yapiliyor.
Sahsen, baskasindan odunc alinip uzerimizde igreti duran elbiseler giymek yerine, kendi milletimizin ruh dunyasinin inceliklerini barindiran onca guzel gelenege sahip cikip yasatmayi tercih ederim. Illa guzel birsey yasamak icin baskasini taklit etmek gerekmiyor, donup gecmisimize bakmak yeterli.
Bizim genlerimizde varmis haci, dedelerimiz var ya, hep guzel insanlarmis. Nur icinde yatsinlar.
Vesselam....
28 Aralık 2012 Cuma
Laboratuar Hatiralari - 4
Bir haftadan uzun suredir hucre buyutuyorum. Yeterince buyudukten sonra deneye baslayacagim, deney de gene 1 haftayi buluyor. Az once gelip baktim hucrelerime, bir de ne goreyim. Hucrelerin uzerini sis gibi birseyler kaplamis. Bakteriler mi acaba dedim, mikroskopla yakindan baktim, hakkaten bakteri. Kimil kimil hareket edip duruyorlar. Bir bu eksikti. Tas kemirin, gidin toprak yiyin, demir kemirin, turlu turlu kimyasallar var, onlarin icine dusun... Ne gelip benim hucrelere musallat oluyorsunuz. Mecburen attim hucreleri. Ugrastigim alet edavati da iyice temizlemem gerekti. Camasir suyu, alkol vs kokusuna da doymus olduk sabah sabah.
24 Aralık 2012 Pazartesi
Kimi Okumali...
Universite 1. sinifta iken, yagmurlu bir gunde dolasmaya ciktim. Fatih'te oturuyorum. Yururken, aklima Besiktas'ta oturan Akif abi geldi, liseden bizim bir ust donemimiz idi, Bogazicin'de okuyordu o zaman. Onu bir ziyaret edeyim dedim. Yagmurda yurumeyi sevdigimden Yuruye yuruye Besiktas'a kadar gittim. O kadar cok islanmisim ki, vardigimda sirilsiklamdim. Sagolsun Akif abi kuru kiyafetlerinden verdi. ( Hos, sanki kuru ve islak kiyafetleri var da, kurularindan seciyor gibi anlattim:) Neyse, oturup muhabbet ettik. Aksam da, Besiktas meydandaki kafeye cay icmeye ciktik. Oturup sohbet ederken, "kitap okurken ne yapiyorsun, seciyor musun?" diye sordu. Ne dedigimi pek hatirlamiyorum ama, bugun o sorusu aklima geldi.
Panait Istrati'nin 'Hayata ve Insanlara Dair' adindaki kitabini bitirdim. Daha once baska kitaplarini da okumuslugum vardi. Digerlerinin hepsi hikaye-ani tarzinda idi, bu kitapta daha ziyade dusuncelerinden bahsetmis. Akif abinin o sorusunun tam cevabini buldugumu dusundum bugun. Panait Istrati'nin ne kadar yazisi varsa, hepsini okumam lazim diye dusundum. Bunun nedenini aciklamak o kadar uzun olacak ki, ayik bir kafa ve o dusunceyi aciklayacak yurek dolgunlugu gerekiyor, o yuzden belki baska zaman...
Ancak bir kac noktaya deginmeden edemeyeceim sicagi sicagina. Ilk olarak aklima gelen sey, nerdeyse suna eminim ki, Panait Istrati muslumanligi bilse, tam musluman olacak adammis. Ikinci aklima gelen, hani derler ya 'tarih tekerrurden ibarettir' diye. Burada kastedilen sadece klasik tarihi vakalar degil aslinda. Sosyolojik olaylar da, uygun mekan ve sartlarda tekerrur eder diye dusunuyorum. Kitapta gecen partizanlik gibi.
Gizli bir hazine bu Panait.
Vesselam...
Panait Istrati'nin 'Hayata ve Insanlara Dair' adindaki kitabini bitirdim. Daha once baska kitaplarini da okumuslugum vardi. Digerlerinin hepsi hikaye-ani tarzinda idi, bu kitapta daha ziyade dusuncelerinden bahsetmis. Akif abinin o sorusunun tam cevabini buldugumu dusundum bugun. Panait Istrati'nin ne kadar yazisi varsa, hepsini okumam lazim diye dusundum. Bunun nedenini aciklamak o kadar uzun olacak ki, ayik bir kafa ve o dusunceyi aciklayacak yurek dolgunlugu gerekiyor, o yuzden belki baska zaman...
Ancak bir kac noktaya deginmeden edemeyeceim sicagi sicagina. Ilk olarak aklima gelen sey, nerdeyse suna eminim ki, Panait Istrati muslumanligi bilse, tam musluman olacak adammis. Ikinci aklima gelen, hani derler ya 'tarih tekerrurden ibarettir' diye. Burada kastedilen sadece klasik tarihi vakalar degil aslinda. Sosyolojik olaylar da, uygun mekan ve sartlarda tekerrur eder diye dusunuyorum. Kitapta gecen partizanlik gibi.
Gizli bir hazine bu Panait.
Vesselam...
21 Aralık 2012 Cuma
Laboratuar Hatiralari - 3
Iki
haftadir filan RNA cikarmaya calisiyorum hucreden. RNA dedigimiz sey,
hucrenin cekirdeginde bulunan genlerden (DNA) bilgiyi uzerine kopyalayip
o bilgiden protein urettiren molekul. Bu proteinler de hucrenin
islerini goruyor. Kac sefer denediysem olmadi, bir sonuc alamadim. Once
hucreleri ekip buyutuyorum, sonra onlari belli asamalardan gecirip 40
mikrolitre filan RNA elde etmeye calisiyorum. ( 1000 mikolitre=1
mililitre). Sonra elde ettigim o RNA yi, jele yerlestirip elektrik akimi
altinda ilerletiyorum. Ultraviyole isigi altinda resmini cekip RNA var
mi yok mu, varsa kalitesi nasil diye kontrol ediyorum. Biraz teknik
isler...
Neyse, kac sefer denediysem istedigim goruntuyu elde
edemedim. Bugun, benim jeli koydugum kapta belki RNAyi eriten baska
maddeler olabilecegini farkettik. O kabi bir guzel yikayip bir de ozel
malzeme ile temizledikten sonra tekrar benim RNA orneklerini koydum.
Islemden gecirdikten sonra fotografini cektim. Olmasi gerektigi gibi,
iki tane cok belli cizgi gorundu filmde. Hemen ciktisini aldim. Hocanin
yanina vardim. "Bak bakalim haci, sizin ulkede buna RNA diyorlar degil
mi?" demedim tabii :) "Is that RNA?" dedim, iki haftadir ugrastigimi
bilen hoca gulerek bakti, "Yes, congratulations!" dedi. "Ne demek haci,
estagfurullah." da diyemedim tabii:) "Thanks" deyip gectim masama...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



