11 Temmuz 2013 Perşembe

Tubitak'in Yeni Projesi



Gecen gun laboratuarda hoca ile sohbet ederken, Tubitak'in yeni bir projesinden bahsetti. Cell line uretilmesi icin odenek ayirmis. Cell line denilen sey, biyoloji ve tip arastirmalarinda kullanilan, uzerinde deney yapilabilecek hucre soylari demek. Hocanin dedigine gore, bilimsel arastirma konusunda en temel ve atilmasi gereken ilk adimlardan birisi imis. Hani tarim ile ugrasmak isteyenler icin en basta gelen seylerden biri traktor edinmek ise, bilimsel arastirmalar icin de cell line o demek.
Ayaklari yere basan ve cok saglam bir adim, Tubitak'i tebrik ediyorum :)


6 Temmuz 2013 Cumartesi

Misir...

Ortadogu uzmani olmayan birinden, Misir hakkinda...
Mursi basa geldiginde, ekonomik olarak darbogazda ve anladigim kadari ile disardan gelecek paraya ihtiyaci olan bir ulke vardi. Subat ayinda cikan bir makalede, ulkenin IMF ve dolayisi ile Amerika'dan gelecek olan parayi alamadigi, uc ay sonra yakit ve gida konusunda darbogaz olabilecegi yaziyordu. Turkiye ve Katar'dan gelen 2'ser milyar dolarlik para, ekonomiyi bir miktar rahatlatsa da, uzun vadeli cozum olmadigi yaziyordu. Ulkenin ekonomik darbogazinin, Mursi'ye karsi muhtemel bir darbeye zemin hazirlayabilecegini soyluyordu. Suudilerin, Misir'i darbogazdan kurtaracak ve Mursi'ye yardim edecek paralari oldugu halde bunu vermeyeceklerini de soyluyordu. Krallik ile yonetilen ve bastan beri Arap ulkelerindeki ayaklanmalara karsi cikan, Yemen ve Tunus'un devrik liderlerine evsahipligi yapan Suudilerin, paralari oldugu halde Mursi'yi bu durumdan kurtarmayacaklarini soyluyordu. Diger ulkeleri saymiyorum, sadece musluman olanlari soyluyorum. Ve eger olursa, muhtemel bir darbenin, Mursi karsisinda tek guclu olabilecek olan ordudan gelecegi soyleniyordu.
Gecen aya geldigimizde, haberlerden okudugum kadari ile benzin konusunda cok buyuk darbogaz yasanmis, enflasyon ve kuculen ekonomi ulkeyi darbogaza sokmustu. Muhalefet bu firsati kacirmadi. Baradey ve diger liderler, ordu eliyle de olsa yonetimi devraldi, ya da hala elde etmeye calisiyorlar diyelim. Misir, disariya karsi, askeri darbe diyemiyor, asker eliyle yonetimi degistirdik, cogunlugun istegini asker eliyle yaptik diyorlar. Darbe derler ise, IMF gibi yerlerden para alamayacaklar, simdiki memnuniyetsizligi tetikleyen ekonomik gidisati gorunurde de olsa duzeltemeyecekler...
Bu duruma sevinen ve uzulenlere bakarak, durumun kimin isine gelip kimin isine gelmedigini anlayabiliriz, o konuya cok girmeyecegim, gorulen birsey zaten...
Misir adina cok uzuldum. Askerin isin icine girmesi, demokrasi adina cok buyuk kayip. Insanlar, birsekilde en kotu demokrasinin bile ekonomi vs den onemli oldugunu anlayacaklar, Tahrir'de kazandiklarini gene ayni yerde kaybettiler.
Musluman Kardesler, ekonominin ne kadar onemli oldugunu anlayacaklar veya anlamislardir. Ekonomik olarak disari bagimli iseniz, o ulkenin sahibi degilsiniz demektir, isterseniz %90 ile basa gelin, yine birsey ifade etmiyor.
Ve su da gercek ki, her yonetim kendi zenginlerini ve burjuvasini olusturur, dogru veya yanlis, bu boyle. Eger Mubarek 30 sene basta kalmissa, ekonomik ve tum diger alanlarda tum ulkeye kok salmis olmalari kacinilmaz. Bir senede bunun degismesini beklenemez. Uzun yillar alacak bir surec normale donmek. Darbeye en buyuk zemini hazirlayan ekonomiden, Mursi ne kadar sorumlu tutulabilir?
Batinin, durum karsisindaki tutumuna sasmadim. Demokrasi veya oteki degerler, Batinin sahip oldugunu ve mulkiyet hakkinin kendilerine sahip oldugunu zannettikleri seyleri aslinda ifade ettigi manasi ile degil, arac olarak gorduklerini biliyordum, bir kere daha gormus olduk. Onlar icin, bu degerlerden daha onemlisi, kendi islerine gelip gelmedigi, gerisi hikaye.
Yanlis anlasilmasin, yazida Suudi veya baskalarinin ismi filan gecmesi. Kimseye karsi ozel bir kin gutme, birilerini dusman sayma durumunda degilim, musluman olan herkes, herseyleri ile gene bizim. Herkes kendi cikari ne ise ona gore davraniyor, birilerini suclayip isin icinden cikmak en kolayi. Mesele, guclu ve ahlak sahibi olup gerektigi yerde gerekeni yapmak ve yaptirabilmek. Ahlak dedigim, goreceli bir ideoloji degil, kendi yalin manasi ile ahlak.
Turkiye olarak, ekonomik olarak bulundugumuz noktaya sukrettim. Elbet sosyal dagilim vs konularinda tartisacak cok sey vardir ama, IMF gibi disari bir guce bagli olmak, bagimsizlik onunde, kendi politikalarini belirlemede cok buyuk engel, bunu gorduk.
Bir de, her durum kendi sartlari icinde degerlendirilir. Ulkelerin politikalari, durumlara gore cok degisken olabiliyor. Kisa vadede kazancli gorunebilecek kazanclar pesinde kosup, dis politikanizi ahlak uzerine oturtmaz iseniz, uzun vadede guvenilir bir ulke olmaktan cikarsiniz, bunun goturusu daha fazladir, ki, getiri goturu hesabindan ote, ilke ve karakter meselesi... Bu konuda Sayin Ahmet Davutoglu'nu hayranlikla izliyorum. Gecenlerde dusunurken aklima geldi, Yavuz Sultan Selim, "Misir'i aldik ama Sinan'i kaybettik." diyor. Bazen bir ulkeden daha degerli insanlar geliyor. Ahmet Davutoglu'nu da oyle goruyorum, deseler ki ortadogu ulkelerini Turkiye'ye verelim, yine degismem. Onun disislerini yonettigi bir ulkenin ferdi olmak gurur veriyor. Turkiye, gerektigi gibi Mursi'nin, yani halkin sectigi insanin yerinde yer aldi. Ve inaniyorum ki, eger orada secilmis bir baskasi olsaydi ve Musluman Kardesler darbe ile yonetimi ele gecirseydi, o zaman Davutoglu, Musluman kardeslerin yaninda yer almazdi.
Misir'da, simdi askeri alkislayan insanlarin cogu eminim kisa zamanda pisman olacaklar. Gecmiste ulkeye buyuk hizmetler etmis, zor yonetimin zor sartlarina ragmen toplumun yaralarina merhem olmaya calismis Musluman Kardeslerin kiymetini anlayacaklardir diye dusunuyorum. Diger yandan, Musluman Kardesler acaba siyasete girmeyip eski hizmetlerine devam etselerdi nasil olurdu diye de dusunmuyor degilim, cunku isin icine siyaset girince, menfaati olan insanlar da girmeye basliyor ve toplulugun safiyetine zarar verebiliyor bu, bilmiyorum...
Ote yandan, muhalif liderlerin askeri darbeye destek cikarak aslinda siyasi manada kendi kuyularini kazdiklarini dusunuyorum. Artik demokrasi veya liderlik nutuklari atsalar da, halkin kalbine dokunabileceklerini zannetmiyorum. Ortadogu insani olarak, mazlumun yaninda yer almak gibi bir huyumuz var. Bu yapilan haksizlik, Mursi'yi halkin ve diger ulke halklarinin gozunde daha da buyutecektir. Ve ilk firsatta halk bunu fazlasiyla yansitacaktir. Darbe ile elinden aldiklari yonetimi, bir nevi liderligini pekistirmis olarak iade etmeleri gerekebilir.
Kendi adima cikardigim dersler de var. Demokrasinin kiymetinin bir kere daha farkina variyorum. Darbenin, toplumun bir kesiminin eliyle veya buyuk gosterilerle de olsa, her turlusunu zararli olarak goruyorum. Insanlar, belli bir sureligine yonetmesi icin oy veriyor sectikleri kisilere. O yuzden birlikte yasamanin geregi ve topluma olan saygi, o yonetime gelecek secimlere kadar sure tanimayi da beraberinde getirir diye dusunuyorum. Secimler disinda, diger turlusu, elastik bir nesne gibi demagoji ve bir taraflara cekilmeye cok acik ve tehlikeli.
Ve ulke olarak, belki de gecmiste verdigimiz kurbanlar ve darbelerden oturu, demokrasiyi daha icsellestirdigimizi gorup seviniyorum. Merhum Adnan Menderes'in son sozlerinde soyledigi " Dirimden korkmayacaktınız. Ama şimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes'in ölüsü sizi ebediyete kadar takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Ama buna rağmen duam sizlerle beraberdir. " sozu gercek oluyor, darbe isteyen insanlara firsat verilmiyor belki de...
Ve son olarak da, demokrasi oyle birilerinin, ozellikle de batinin "lutfu" ile gelebilecek birsey degil. Milletin bedel odeyerek elde ettigi, gunumuzde mevcut olan yonetimlerin en gecerli ve kiymetli olani. Milletin kendi icinden gelmeli.
Buraya kadar okuyup gelen olacagini sanmiyorum da, maksat oyle icimi dokmek, vesselam...
5 Temmuz 2013

2 Temmuz 2013 Salı

Bir Bayilma Hikayesi

Gecen pazar gunu, ders calismak icin bir kafeye gittim. Evde, bazen ne kadar istese de ders calisamiyor insan, kendini biryerlere atmasi gerekiyor. Coffee Bean'ler var, Starbucks gibi kahve dukkani zinciri. Westwood'da, UCLA'ya yakin oldugu icin universite genclerinin takildigi yerlerden... Velhasil, hava sicak oldugundan, soguk birseyler alip, pencere kenarindaki yuksek sandalyelerden birine gectim, ders calisiyorum. Sandalye de, bayagi yuksekte biryerde. Neyse, bir ara telefonla konustum memleket ile, tam telefonu kapatmak uzereyken dirsegimi carptim. Hani orada bir sinir vardir ya, tam da onu. Gozum karardi, icim bir acayip oldu. Zar zor hoscakal deyip telefonu kapattim...
Nerde oldugumu, hangi zamanda oldugumu dusunuyorum ama cikaramiyorum bir turlu. Kafam allak bullak. Bir yandan da, garip bir hafiflik var uzerimde :) Gozumu acabildim sonunda, baktim yerdeyim. Burada ne ariyorum diye dusunuyorum. Sonra kafede oldugumu gordum. Bu kafede ne ariyorum, vakitlerden hangi vakitteyim diye dusunurken, birileri iyi olup olmadigimi soruyor basimda... Sonradan dirsegimi carptigimi ve gozumun karardigini hatirladim. Hemen kalkmayi goze alamayip bir muddet daha uzandim boylu boyunca, serin serin iyi geldi. Ote yandan da, kafami kontrol ettim, biraz aci vardi ama kanama filan yoktu. Gozlugum gozumden cikip yamulmus, camin ufaktan bir kenari kirilmisti, duzeltip gozume taktim. Biraz yatarak dinlendikten sonra kalkip benimle beraber dusen kitap kalemi toparladim, bu sefer engin bir yere gecip oturdum. Uzun zamandir bayilmiyordum, en son hatirladigim, lisede iken bayilmistim... Iyi geldi biraz, sanki beyne bir reset atmis gibi olduk :)
Turkiye'de olsam, ben dustukten sonra ambulans aranmis, ayilip kendime gelinceye kadar da ambulans gelmis olurdu asagi yukari. Kafede on kisi varsa, bir iki kisi geldi yanima, digerleri ne is yapiyorlarsa aynen devam ettiler. Gelsinler, baksinlar manasinda demiyorum, sadece farkli bizim oralardan...  Ben ayildiktan sonra sordular ambulans cagiralim mi diye :) Gerek yok, ben doktorum dedim :)

28 Haziran 2013 Cuma

Kafa Kagidi - 7

Vucuttaki hucreler kendi aralarinda iletisim kuruyor. Ortama gore, davranislarini da degistirebiliyorlar.
Diyelim bir kanser hucresi var. Bu hucre, henuz baska hucreler ile karsilasmadan, gelen sinyalleri okuyup ona gore davranis sergileyebiliyor. Boyutuna aldanmamak lazim, icinde resmen bir alem var hucrelerin.
Bu ise yillarini vermis biri, hucrelerde uretilen hicbir molekul, bos yere uretilmemistir, mutlaka bir gorevi vardir demisti. Saniyede yuzlerce, binlerce, belki milyonlarca molekuller uretiliyor hucrede. Insanda trilyonlarca hucre var, dusunebiliyor musunuz? Benim devreler buradan itibaren yanmaya basliyor, "dusunemedi" oluyorum :)
Yuzuklerin Efendisi serisini izleyenler bilir, orada ayri bir dunya, ayri bir dil ve cografya, ayri irklar vs vardir ( her ne kadar eski ingilizce, cografya vs benzerlikleri olsa da, yine de apayri bir dunya ) . Ve insan hayret ediyor, bu kadar bir dunyayi nasil olusturmus Tolkien diye.
Hucre de, gozle gorunmeyecek kucuk boyutta, bircok dili, bircok cografyasi, zarlar ile ayrilmis belli bolgeleri ve is bolumu...
Ufuk acici calismalari olan bir hoca var, kanser hucreleri ve vucudun diger hucreleri arasindaki iletisimi arastiriyor, belki arastirmanin ileri asamalarinda, bulduklarindan yola cikarak tedavi de bulunabilir.
Iste o hocanin yaninda calismak istiyorum, bir haftaya kadar belli olabilir, haber bekliyorum :)

26 Haziran 2013 Çarşamba

Aksan...

Ingilizceye gittikce alisiyorum, genelde anliyorum ilk seferde. Olmadi tekrar ettiriyorum, ondan sonra anliyorum. Siyahilerin aksani daha zor, onlara genelde tekrar soruyorum ne dediklerini. Dun bir siyahi bir sey sordu, dort bes kere tekrar ettirdim, adam da nasil sabirli ise tekrar tekrar sordu soracagini. Soruyu anladiktan sonra adamin peltek oldugunu farkettim. Iki bilinmeyenli denklem gibi birsey yani.

23 Haziran 2013 Pazar

Bir Ulke Nasil Batirilir

Bir ulkeyi batirmanin pratik yollari vardir. ( Bir ulkeyi nasil ederim de batiririm diye kafa yorup aklima gelen seyler degildir bunlar, yanlis anlasilmasin :)
Aslinda cok pratik ve cazip ve cok etkili tek bir yontem bile yeterlidir kanaatimce. O da sudur ki: Ahbap cavus iliskisini gelistirmektir. Insanlari degerlendirmenizde yaptigi is ve o insanin kalitesi degil de etiketlerine onem vermek yeterlidir. Yani hisim akraba deyip, bizim memleketten, filancanin selamini getirmis, bizimkilerden filan deyip, yaptigi isin kalitesine bakmadan degerlendirirsiniz. Bir mevkiye bir adami getirirken , o isin ehli olup olmadigi tek kriter olacagi yerde, bunu hic dikkate almayip diger organik veya inorganik baglari gozonune alirsiniz. O gelen kimse de, isgal ettigi yer kadar, veya daha becerikli ise daha da fazla zarar verir memlekete.
Bu bahsettigim neredeyse yuzde yuz garantili bir yontemdir. Uyku kacirip vicdan yaptiracak yonu de pek yoktur, cunku bir ahbaba yardim etmis, bir sevdiginizin yolunu yapmis isini gormussunuzdur.
Insanlar cok garipsemez bu yontemi uyguladiginizda, uzaydan gelmissiniz gibi de bakmaz size. Cunku alisilagelmistir. Belki eskiden, medeniyetimizin yuksek devirlerinde iken alisilmadik, kabul edilemez ve yadirganacak bir durum olabilir ama gunumuzde oyle bir endiseniz olmasin, artik unutulmustur. Insanlar anlayisla karsilar sizi, " ne de olsa tanidigi" derler. " Ben de olsam bizimkileri getirirdim o mevkiye" derler.
Ayrica basarili orneklerini daima gorursunuz etrafinizda. Bilimsel yayin yoksunu rektorler, ozgur dusunmeden mahkum kalip zihinli universite hocalari, sehirleri gittikce yasanamaz hale getiren belediye baskanlari, ufku iki sokak oteyi gecmeyen yonetici konumunda insanlar...
Dedigim gibi, bir ulkeyi batirmak cok kolay. Hic yorulmadan, isi ehli olmayana verin. O da yine yorulmadan " isini " gorur, batirir ulkeyi. Bu kadar basit mi diyeceksiniz, evet, bu kadar basit.

12 Haziran 2013 Çarşamba

Arastirma Isinin Riskleri

Komsu laboratuarda calisan bir arkadas var, doktorasini yapiyor. Belki bir senedir uzerinde calistigi bir proje vardi. Kalp krizi geciren hastalarin, hasar goren kalbini onarici bir tedavi uzerine calisiyordu, projesi nerdeyse bitmis, makalesini yazmis, son duzeltmeleri yapiyordu. Meger bir baska grup da ayni calismayi yapmis, uc hafta once de yayinlamislar. Arkadas bugun farketmis, onca emegi bir anda havaya ucmus oldu. Bir baskasi yayin yaptiktan sonra, onun uzerine tekrar ayni yayin yapilmiyor.
Sonradan duyduguma gore, bazen boyle oluyormus. Hatta biri, doktorasini yapiyor, tam calismalarini bitirip yayinlamak uzere iken, bir toplantida kendi calismasinin aynisinin yapildigini goruyor. Bunun uzerine mecburen konusunu degistirip iki sene daha ugrasiyor doktorasini bitirmeye.
Ne diyelim, Allah basa vermesin.