23 Şubat 2015 Pazartesi

Bakteriler...

Makale icin gerekli birkac deney daha yapmak lazimdi. Bunun icin buyuttugum hucrelerin bugun enfekte oldugunu gordum. Hucreleri atmam gerekti haliyle. Yeniden buyutup deneye hazir hale getirmek iki haftaya yakin zaman alacak... Bir an once bitirmeye calistigimiz makalenin en az iki hafta daha gecikmesi... Su an bakterilere bayagi kizginim. Hucreleri atarken, onlari da alkolden gecirdim, ceper filan kalmamistir, darmadagin olmuslardir ama icim sogumadi yine de... Gidin baska yerde oynayin ya, gele gele benim hucrelerin icini mi buldunuz vicdansizlar! Zaten daha iki gun once bir baska hucreyi atmak zorunda kaldim, simdi de geri kalani berbat etmissiniz! Benim hucrelere yaklasanlarin bundan sonra mitokondrileri infilak eder insallah! Kaspaslariniz aktive olsun da apoptoz olup gidin! Ne apoptozu, nekroze olursunuz umarim. Bir daha kontamine edecek olursaniz, umarim 20 dakkada degil, 200 senede bolunemez olursunuz! O hucreleri sanki bu troller yesin diye besliyorum. Acgozlu mahluklar sizi! Tamam, daldiniz benim hucre kulturume, azicik yeyin bari! Illa catlayana kadar yiyecekler, ustune ustluk populasyonlari her saatte uc-bes-sekiz kat filan artacak, her tarafi kaplayacaklar... O kadar cogaldiktan sonra da zaten kitliktan hepsi olup gidecek. Kitliktan olmeseler de, benim elimde, hucrelerimle birlikte telef olup gidecekler... Bosanin da semerinizi yiyin diyecegim ama size karsi o seviyeye dusmeyecegim!
 
Ah ah! Hava da ne guzeldi bugun, gelip hucrelerimi yemleyip dolasmaya cikacaktim be! Hevesimi kursagimda biraktiniz bakteriler! Sizi kimil kimil gorunce tum nesem kacti! Simdi hucrelerimle birlikte alkolu yeyip tibbi atik copunu boyladiniz, iyi mi oldu!

13 Şubat 2015 Cuma

Bir Psikiyatristin Gizli Defteri

Amerika'da, Gary Small adlı psikiyatristin, dikkatini çeken vakalarını yazdığı kitap. Sonradan araştırdığıma göre medyatik bir kimse imiş.
Türkçe dublajlı filmlerde sırıtan dil gibi bir çevirisi var. Okuduğum tıbbı-hatıratlar içinde en zayıf olanı idi. Yazarın kitabının gördüğü ilgiyi, içerikten ziyade yazarın tanınmış-medyatik olmasına ve sunumun başarılı olmasına bağladım. Hasta mahremiyeti kısmında, isimlerin değiştirilmiş olması mahremiyeti büyük ölçüde korur, ama sadece isim değişikliği yeterli olmayabilir, belki daha fazla gayret gerekir.

3 Şubat 2015 Salı

Türkiye'de Sağlık Sistemi

saatlerce dert dökebileceğim bir konu.
bu hükümet göreve gelmeden önce kronikleşmiş sorunlar vardı sistemde. devletin kaynak yetersizliği bir yandan, bir kesim doktorların etik dışı uygulamaları bir yandan, milleti canından bezdirmişti.
2002 sonrası sağlık reformları ile hastaneler birleşti, hizmete, tedaviye ve ilaca erişim kolaylaştı. hükümet, özellikle erdoğan, doktorları hedef tahtasına koydu. denetimi artırıp doktorların içindeki çürük elmaları temizlemek yerine, zaten ağır aksak işleyen sağlık bakanlığındaki müfettişleri de kaldırdı. neticesinde hedefi genişletip istediği politikayı, halkı memnun edecek şekilde uygulamaya koydu.
dikkat edin, bir önceki cümle her ne kadar kulağa hoş gelse de içinde iki mühim yanlışı barındırıyor.
ilki, tüm doktorları hedef tahtasına koyması. halbuki kurunun yanında yaşı yakma hakkın yok. ikincisi, halkı memnun edecek bir politika. halkı memnun edecek olması, doğru politika olmasını sağlamaz. mesela vergileri kaldırabilirsiniz, bu halkı memnun eder ama doğru bir politika değildir.
sağlıkta da, halkın memnuniyeti ön plana çıkıp diğer olması gerekenler çok geri atılınca günümüze doğru yaklaştık.
Doktor, tıbbi bir karar verirken artık ilk düşüncesi nasıl şikayetten korunurum oldu. bunun getirdiği gereksiz tahlil, ilaç vs masrafları çok muazzam oldu.
yine 112 merkezlerde, şikayet edilme korkusu ile, gereksiz yere ambulans çıkarma o kadar fazla ki, gönül rahatlığı ile iddia edebilirim ki 112 vakalarının yarıdan fazlası acil vaka değil. milyar dolarlar bu şekilde çöpe gidiyor.
acil servislerin suyunu çıkardılar. acile gelenlerin yine yarıdan fazlası, hatta üçte ikiden fazlası, tıp ilminde acil diyeceğiniz vaka değil. ama sen acil değilsin diyecek olsan, devletin 'sağlık politikası'nın şımartması ile gelmiş vatandaş, sen bana bakmak zorundasın diye havalara girip üzerine yürüdüğünden ve devlet de sağlık çalışanının arkasında durmadığından dolayı mecbur bakılıyor. olan asıl acil hastaya oluyor.
sağlık harcamaları on sene önce birkaç milyar lira iken, şimdi seksen milyarlara dayanmış, yani on kat gibi bir artış göstermiş durumda ve hala artmaya devam etmekte.
velhasıl, devlet sağlık politikasında tek yanlı ve popülist bir yaklaşım ile bu günlere kadar geldi. 'profesörlere de hasta baktıracağım, gidince onlara da muayene olabileceksiniz' mantığı işledi şimdiye kadar. Ya allahaşkına, ne biçim bir fantazidir bu? profesör gidip griple gelen hasta muayene edecek... millet de alkış tuttu tabii. nereden bilsin, profesörlere asıl ihtiyacın uzman hekim eğitiminde, araştırmada olduğunu.
kendisi hasta olunca tabii tüm kurallar kalktı ortadan. Allah şifa versin, ayağına taş değdiğini istemem ama, tutup doktorlara hıncını dök, sonra da hasta olunca tam gün yasası filan dinlemeden en iyi profesöre ameliyat ol...
mesleği gönül huzuru ile yapan doktor sayısı azaldı. ağzını açan doktorun aldığı maaştan bahsediyor, o kadar para alıyorlar daha ne istiyorlar diye. doktorların memnun olmama nedenleri arasında para kesinlikle birinci sırada gelmiyor. mezuniyeti minimum altı seneyi bulan bir çalışma temposu ile, aynı emeği sarfeden mühendis vs den çok fazla para aldıkları da yok.
dünyada bizimle eş kaynağa sahip olup bu derece sağlık hizmeti sunulan bir başka ülke yoktur. buna rağmen memnun olmayan kimse çok. peki bundan sonrası nasıl olacak?
sağlık harcamaları artmaya devam edecek. altımızdan petrol çıkmadığından dolayı gittikçe artan bir şekilde vatandaş sağlığa para vermeye başlayacak. devlet, popülist bir şekilde açtığı musluğu yine oy kaygısından dolayı kolay kolay kapatamayacak. sosyal devlet mantığı ile hareket eden gelişmiş ülkelerdeki gibi, bizde de açık gittikçe büyük boyutlara ulaşacak. hem tıp mesleğini seçenlerdeki yeni çağın yaşam algısı, hem toplumdaki babacan doktor algısının yerini düşman ve hizmetçi doktora bırakması ile, mesleği yapanlar daha 'profesyonel' hale gelecek. karşınızda yakınlık beklenilecek insan yerine, duygularını geri plana atmış meslek icra eden kimseler görülecek.
bu bahsedilenlerin olması belki üç beş senede, belki on senede olacak ama, bugün sunulan sağlık hizmeti nimetinin kadrini bilmeyenlerden dolayı, günümüzdeki rahatlığı bir süre sonra yaşayamayacağımızı düşünüyorum. olan fakir fukaraya olmaz umarım.
karamsar, belki soğuk ve katılmayacağınız bir yazı oldu ama benim durduğum yerden bakınca görülen ve olması beklenenler bunlar...

Antibiyotik

vücudun savunma mekanizması yeterli gelmediğinde, bakterilere karşı kullanılabilecek bir ilaç. Türkiye'deki ilaç tüketiminde %40 lık bir paya sahip. Gereksiz ve bilinçsiz tüketimi neticesinde, ülkemiz antibiyotik direnci açısından ilk sıralara yükselmiştir. son on - yirmi senedir, çok yenilikçi bir antibiyotik türleri keşfedilmediğinden, eldekilerin hepsine direnç geliştikten sonra ne yapacağız bilmiyorum.
Maalesef, ağrı kesici niyetine, grip ilacı olarak vs kullanılmaktadır. doktorlar üzerindeki devlet-hasta kanadından oluşturulan psikolojik baskı neticesinde, sadece tıp ilmi ile karar vermenin yerini tartışmadan-şikayetten kaçınma gibi kaygılar alması ile antibiyotik kullanımı azalmayacaktır ve sorun daha da büyüyecektir.

17 Ocak 2015 Cumartesi

Otopsi

İlk adli otopsiye dün girdim. Otopsi dediğim, ön otopsi idi. Artık eskisi gibi cesetler her yerde açılmıyor çok şükür, adli tıp merkezlerine gönderiliyor bunun için.
Fakültede, adli tıp stajında mümkün olduğu kadar uzak durmuştum otopsilerden. Yenibosna'daki Adli Tıp'taki otopsilerin yarısında dışarı çıkmaya çalışıyordum. Korkudan filan değil, tiksinmeden de değil. İnsan alışıyor bunlara. Zaten alışmak istemediğim için uzak duruyordum.
Dün öğleden sonra bir ceset bulunduğu, ceset muayenesi yapılacağı haberi geldi. Acele ile bilgilerimi tazelemeye çalıştım eskiden kalan. Ölü morlukları ne zaman gelişir, katılık ne zaman olur ne zaman çözülür gibi bilgilere hızlıca göz attım.
Gömleğin kollarını sıvadıktan sonra önlüğü giydim üzerime, onun da kollarını sıvadım. Fakültede, birinci sınıftan kalma önlük, tam üzerime oturuyor, yazları da kollarını sıvayıp giyerdim o önlüğü. 
Hastanenin alt katında, bir saatten fazla sürdü muayene. Savcının katibe tek tek raporu yazdırması, aklıma Bir Zamanlar Anadoluda filmini getirdi.
Cesedin kimliği belli değil, belki hiç sahibi de çıkmayacak. Vücudunu iyice gözden geçirip acaba rapora ekleyebileceğim bir özellik olur mu diye baktım, ufak bir ben vardı, onu da kayda geçirdik. Muhtemel değil ya, yine de, ola ki bir yakını araştırır bulur...

26 Kasım 2014 Çarşamba

Bir Nöbet Akşamından

Sabah 8.30'da başlayan nöbet, akşam 22.00 itibariyle devam etmekte.
Tek doktor olarak, elimde hemogram, TİT, Troponin, röntgen ve ambulans ile, merkezden 45 km uzaktayım. Tek doktor olarak, hele de acil asistanlığı gibi bir tecrübeniz olmadan nöbet tutmak zordur. Elinizde bir de yeterli laboratuar tetkikleri yoksa, bayağı arada kaldığınız vaka çıkar.
100-150 arası hasta geldi bugün. Günün yoğun saatlerinde bayağı stres vardı, şimdi sakinledi. Stresli iken hastaya yaklaşımınız ile, sakin iken yaklaşım çok farkediyor. Streste tartışmaya yatkınlığınız artıyor, daha az anlayışlı ve daha çok anlayış bekler hale geliyorsunuz.
Allah'tan çok kötü hasta gelmedi bugün. Tartışma olmayınca, ne kadar yoğun da olsa nöbet, kafanız rahat oluyor, dinlenince geçiyor yorgunluk. Yok ters birileri gelmiş ise, o yorgunluktan daha beter oluyor, dinlenmekle geçmiyor, aklınızın bir köşesinde rahatsız edip duruyor.
İnşallah şu on saat de kazasız belasız geçer.

25 Kasım 2014 Salı

Aile Hekimliği - 1

2014 şubat ayında başladım aile hekimliğine. Doğunun da doğusunda bir yer burası. İlk geldiğim günlerde, bir berberdeki şu muhabbet aklımda kalmış. Berber, çırağını yeterince eğitemediğinden yakınıyordu. Oğlum diyordu, baktın adam batıdan gelmiş, o zaman çayıyla birlikte çay kaşığı da koy. Batıdakiler, Erzurum hariç kıtlama içmezler çayı.
Erzurum, arabayla 4 saat batıda kalıyor...
Büyükşehirden gelip, 7000 nüfuslu ilçede çalışmaya başladım. Özlediğim kışı yaşadım, hatta  fazlası ile. Kalorifer de pek yanmayınca, iliklerime kadar üşüdüm ilk zamanlar. Odaya kapanıp, ufoyu açıp karşısına geçtikten sonra yorgana sarılıp ısınmaya çalıştığım çok oldu.

2000 civarında bir nüfusa bakıyorum, bir kısmı köydeler. Gerektikçe, aşı zamanları geldikçe köye gidip aşıları yapıyoruz. Köy Kürt köyü olduğu için, vardığımızda caminin hopörlöründen anonsu Kürtçe yapıp çağırıyoruz hastaları. Allahtan, hemşirem Kürtçe biliyor da, çok yardımı oluyor. Köyde, Beşiktaşlı taraftarlar okul, eğitim sınıfı, kuran kursu içeren bir kompleks yaptırmışlar, vardığımız zaman hizmeti de bu kuran kursunda veriyoruz. Hemşire aşıları yaparken ben de öğretmenler ile sohbet ediyorum genelde. Burada hakikaten çok kıymetli öğretmenler tanıdım. Bir öğretmenlik maaşı ile, taa memleketin bu ucunda, üstelik samimi ve özverili biçimde çalışan çok öğretmen gördüm. Bazen, köye geldiğimizde sınıfta oluyorlar, belki uygun birşey değil ama kapıdan kulak kabartıyorum, çocuklarla arkadaş gibi muhabbetlerini, ders anlatmalarını dinliyorum.

İlçe çok sakin. Sabah uyanıyorum, kavaklar, ağaçlar salınıyor. Akşam bakıyorum, gene aynı :) Fakülte bittiği zaman, şu araştırma merakı olmasa, gidip sakin bir köyde köy doktoru olsam diye hayal kurardım bazen, peşinde koşmadan içine düştüm sanki o hayatın. Tabii tam olarak beklediğim şekilde olmadı, neyse...