1 Eylül 2015 Salı

Doktora Yazıları - 1

Tabii ilimler için değişik eğitim basamakları vardır. İlkokuldan başlayan süreç, ortaokul, lise ve üniversite ile devam eder. Üniversite, özelleşmiş bir eğitim verir. Doktora ise, daha özel bir alanda uzmanlık için, o alanın inceliklerini öğrenmek ve tam olarak kendini geliştirmek için profesyonel bir eğitimdir.
Velhasıl, kanser alanında daha tecrübe kazanıp araştırmayı profesyonel olarak yapabilmek için doktoraya başladım. İlk hafta dersler başladı, fakülteden mezun olduktan dört sene sonra gene öğrenci sıralarına oturdum.
İlk haftadan gözlemlerim, laboratuarı ve projeleri için harcayacak paraları olan hocalar öğrenci almak için istekliler. Çünkü 4 sene kadar kendi laboratuarlarında projeleri yürütecek kimselere ihtiyaçları var. Araştırma alanında hala funding (kaynak) problemi devam ediyor Amerika’da. Sunulan projelerin kaynak bulabilme oranı %13’lerde yanlış bilmiyorsam. Bu şekilde çok devam edilemeyeceğini de duyduğum oldu. Bazı öğrenciler, güzel bir proje hazırlayıp onun peşinde koşturmayı düşünürken belki çoğu PhD derecesini almayı düşlüyor, özel bir proje üretip onun peşinden koşmaktan ziyade. Sonuçta bu bir eğitim süreci, sonuçta Nobel alınacak bir proje üretmek nerdeyse imkansız diyen duydum. Orta halli bir PhD programında, ama zorladığım takdirde önümde nerdeyse sonsuz imkanlar açabilecek bir program. Bakalım…

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Augusta - 1

Doktora için Amerika’nın Georgia eyaletinin Augusta şehrindeyim. Yeni şehirde, gözlem yeteneği de fazla oluyor, sonradan alıştıkça ne farklı ki diye düşünüyor insan. O yüzden, alışmadan yazmak gerek dedim.
Yabancı az burada. Üniversitede, dışardan gelen kimseler olsa da, onun dışında genellikle yerli halk. Yarısı siyahi, yarısı beyaz gibi. İnsanlar genel olarak sıcak. Birbirlerine selam verme alışkanlığı var. Otobüste çok rastladım durduk yere bir muhabbetin başladığına ve çoğu kimsenin bu sohbete katıldığına. Tabii siyahileri anlamam çok zor. Bazen başımı sallıyorum anlamadığım halde, ama anlamadığım ortaya çıkınca iyi olmuyor. Ne yapayım, her anlamadığım sözü tekrar ettirmekten bazen ben de bıkıyorum. Umarım anlarım ileri doğru.
Hava nemli, sıcak. Bol yağmur alıyor gördüğüm kadarı ile. Yeşillik her taraf. Yağmur olmadan nem bile yeter herhalde yeşil için.
Şehir 200 bin nüfuslu bir yer. Bizim Anadolu’nun orta halli bir şehiri veya ondan da küçük sayılır. Golf turnuvaları ve James Brown ile ün yapmış. Golfle alakam yok, Youtube’dan izlediğim kadarı ile de James Brown tarzım değil :) Nehri ve yeşilliği yeter bana.
Otobüs sistemi iyi değil. Tüm şehirin otobüsünü sanki on şoför idare ediyor. Bazı otobüs saatleri arasında 80 dakika olabiliyor. Geçen gün ehliyet almak için DMV’ye gitmem gerekti. Ulaşamadan geri döndüm, 3 saatim yolda geçti, çoğu otobüs beklemek ile.
Genel olarak fiyatlar uygun. Uygun yerde kiralar 700 civarından başlıyorken Los Angeles’ta bu 1500 civarı idi. Benzinin galonu en düşük 2 dolar iken burada, Los Angeles’ta 3.7 imiş. Yani pahalı bir yer değil.
Gezmeye fırsat olmadı. Augusta kanalı, Savannah nehri ve göller varmış, henüz görmedim.
Bakalım.

6 Temmuz 2015 Pazartesi

Medya ve Sağlık Çalışanları

Haberleri bir süredir takip etmesem de, sosyal medyaya düşünce ister istemez görüyorum. 112 ekibinin yemek yemesi üzerine bir haber çıkmış. Daha önce 112'de çalıştığım için başımdan geçen bir 'yemek' mevzusu aklıma geldi.

112 servislerinin ambulans istasyonları vardır. Burada ambulans bekler, merkezden gelen anonsla birlikte vakaya gider ve gerekli müdaheleyi yapar. Bu istasyonlarda dinlenme odaları, mutfak gibi yerler bulunur.
Bir nöbetimizde, nöbet ekibi fırında balık yiyelim dedi. Fırına balık siparişi verdik. Saat 6 civarında hazır olacaktı. O sırada vaka çıktığı için, yarım ile bir saat arası gecikmeli olarak yemeği aldık. Soğuduğu için istasyonda biraz ısıtıp yemeğe oturduk. Birkaç lokma almadan vaka çıktı. Yarım veya bir saat sonra tekrar döndük istasyona, soğumuş da olsa biraz yiyelim diye başına oturduk yemeğin, gene birkaç lokma alır almaz bir vaka daha çıktı. Geldiğimizde artık yemek yemeyi planladığımız vakitten üç saat filan geçmişti, yemek soğumuştu, kimsede de pek iştah kalmamıştı.

Fakültenin son senesinde acil cerrahi stajımız Ramazan ayına denk gelmişti. Sahur vaktine yarım saat kala acil ameliyat vakası çıktığını hatırlıyorum. Ameliyata girince bir daha çıkmanın imkanı olmadığını da bildiğimden bir yandan ameliyathaneye koşarken bir yandan da çikolata-su ile sahur yaptığımı biliyorum.

Sağlık çalışanlarını karalamak çok kolay. Allah vicdan versin o haberi yapanlara. Ve o haberi yapanlar, en zor durumda kaldıkları zaman, başka bir yerden destek göremeyecekleri zaman 112'yi arayabileceklerini ve o hizmetin ücretsiz bir şekilde ayağına geleceğini, gecenin 3'ünde de olsa bunun böyle olacağını bile bile yapıyorlar bu haberi. Sormadan, anlamadan yapıyorlar bunu. Ama millette ne gibi etki yapacaklarını gayet net bir şekilde biliyorlar.

Hijyen dışında bir problem görmedim ambulansta yemek yenmesi mevzuunda. Tabii rutin, olağan bir durum değildir ama bence terslik de yoktur. Afiyet olsun yiyenlere.