Amerika'da, Gary Small adlı psikiyatristin, dikkatini çeken vakalarını yazdığı kitap. Sonradan araştırdığıma göre medyatik bir kimse imiş.
Türkçe dublajlı filmlerde sırıtan dil gibi bir çevirisi var. Okuduğum
tıbbı-hatıratlar içinde en zayıf olanı idi. Yazarın kitabının gördüğü
ilgiyi, içerikten ziyade yazarın tanınmış-medyatik olmasına ve sunumun
başarılı olmasına bağladım. Hasta mahremiyeti kısmında, isimlerin
değiştirilmiş olması mahremiyeti büyük ölçüde korur, ama sadece isim
değişikliği yeterli olmayabilir, belki daha fazla gayret gerekir.
13 Şubat 2015 Cuma
3 Şubat 2015 Salı
Türkiye'de Sağlık Sistemi
saatlerce dert dökebileceğim bir konu.
bu hükümet göreve gelmeden önce kronikleşmiş sorunlar vardı sistemde. devletin kaynak yetersizliği bir yandan, bir kesim doktorların etik dışı uygulamaları bir yandan, milleti canından bezdirmişti.
2002 sonrası sağlık reformları ile hastaneler birleşti, hizmete, tedaviye ve ilaca erişim kolaylaştı. hükümet, özellikle erdoğan, doktorları hedef tahtasına koydu. denetimi artırıp doktorların içindeki çürük elmaları temizlemek yerine, zaten ağır aksak işleyen sağlık bakanlığındaki müfettişleri de kaldırdı. neticesinde hedefi genişletip istediği politikayı, halkı memnun edecek şekilde uygulamaya koydu.
dikkat edin, bir önceki cümle her ne kadar kulağa hoş gelse de içinde iki mühim yanlışı barındırıyor.
ilki, tüm doktorları hedef tahtasına koyması. halbuki kurunun yanında yaşı yakma hakkın yok. ikincisi, halkı memnun edecek bir politika. halkı memnun edecek olması, doğru politika olmasını sağlamaz. mesela vergileri kaldırabilirsiniz, bu halkı memnun eder ama doğru bir politika değildir.
sağlıkta da, halkın memnuniyeti ön plana çıkıp diğer olması gerekenler çok geri atılınca günümüze doğru yaklaştık.
Doktor, tıbbi bir karar verirken artık ilk düşüncesi nasıl şikayetten korunurum oldu. bunun getirdiği gereksiz tahlil, ilaç vs masrafları çok muazzam oldu.
yine 112 merkezlerde, şikayet edilme korkusu ile, gereksiz yere ambulans çıkarma o kadar fazla ki, gönül rahatlığı ile iddia edebilirim ki 112 vakalarının yarıdan fazlası acil vaka değil. milyar dolarlar bu şekilde çöpe gidiyor.
acil servislerin suyunu çıkardılar. acile gelenlerin yine yarıdan fazlası, hatta üçte ikiden fazlası, tıp ilminde acil diyeceğiniz vaka değil. ama sen acil değilsin diyecek olsan, devletin 'sağlık politikası'nın şımartması ile gelmiş vatandaş, sen bana bakmak zorundasın diye havalara girip üzerine yürüdüğünden ve devlet de sağlık çalışanının arkasında durmadığından dolayı mecbur bakılıyor. olan asıl acil hastaya oluyor.
sağlık harcamaları on sene önce birkaç milyar lira iken, şimdi seksen milyarlara dayanmış, yani on kat gibi bir artış göstermiş durumda ve hala artmaya devam etmekte.
velhasıl, devlet sağlık politikasında tek yanlı ve popülist bir yaklaşım ile bu günlere kadar geldi. 'profesörlere de hasta baktıracağım, gidince onlara da muayene olabileceksiniz' mantığı işledi şimdiye kadar. Ya allahaşkına, ne biçim bir fantazidir bu? profesör gidip griple gelen hasta muayene edecek... millet de alkış tuttu tabii. nereden bilsin, profesörlere asıl ihtiyacın uzman hekim eğitiminde, araştırmada olduğunu.
kendisi hasta olunca tabii tüm kurallar kalktı ortadan. Allah şifa versin, ayağına taş değdiğini istemem ama, tutup doktorlara hıncını dök, sonra da hasta olunca tam gün yasası filan dinlemeden en iyi profesöre ameliyat ol...
mesleği gönül huzuru ile yapan doktor sayısı azaldı. ağzını açan doktorun aldığı maaştan bahsediyor, o kadar para alıyorlar daha ne istiyorlar diye. doktorların memnun olmama nedenleri arasında para kesinlikle birinci sırada gelmiyor. mezuniyeti minimum altı seneyi bulan bir çalışma temposu ile, aynı emeği sarfeden mühendis vs den çok fazla para aldıkları da yok.
dünyada bizimle eş kaynağa sahip olup bu derece sağlık hizmeti sunulan bir başka ülke yoktur. buna rağmen memnun olmayan kimse çok. peki bundan sonrası nasıl olacak?
sağlık harcamaları artmaya devam edecek. altımızdan petrol çıkmadığından dolayı gittikçe artan bir şekilde vatandaş sağlığa para vermeye başlayacak. devlet, popülist bir şekilde açtığı musluğu yine oy kaygısından dolayı kolay kolay kapatamayacak. sosyal devlet mantığı ile hareket eden gelişmiş ülkelerdeki gibi, bizde de açık gittikçe büyük boyutlara ulaşacak. hem tıp mesleğini seçenlerdeki yeni çağın yaşam algısı, hem toplumdaki babacan doktor algısının yerini düşman ve hizmetçi doktora bırakması ile, mesleği yapanlar daha 'profesyonel' hale gelecek. karşınızda yakınlık beklenilecek insan yerine, duygularını geri plana atmış meslek icra eden kimseler görülecek.
bu bahsedilenlerin olması belki üç beş senede, belki on senede olacak ama, bugün sunulan sağlık hizmeti nimetinin kadrini bilmeyenlerden dolayı, günümüzdeki rahatlığı bir süre sonra yaşayamayacağımızı düşünüyorum. olan fakir fukaraya olmaz umarım.
karamsar, belki soğuk ve katılmayacağınız bir yazı oldu ama benim durduğum yerden bakınca görülen ve olması beklenenler bunlar...
bu hükümet göreve gelmeden önce kronikleşmiş sorunlar vardı sistemde. devletin kaynak yetersizliği bir yandan, bir kesim doktorların etik dışı uygulamaları bir yandan, milleti canından bezdirmişti.
2002 sonrası sağlık reformları ile hastaneler birleşti, hizmete, tedaviye ve ilaca erişim kolaylaştı. hükümet, özellikle erdoğan, doktorları hedef tahtasına koydu. denetimi artırıp doktorların içindeki çürük elmaları temizlemek yerine, zaten ağır aksak işleyen sağlık bakanlığındaki müfettişleri de kaldırdı. neticesinde hedefi genişletip istediği politikayı, halkı memnun edecek şekilde uygulamaya koydu.
dikkat edin, bir önceki cümle her ne kadar kulağa hoş gelse de içinde iki mühim yanlışı barındırıyor.
ilki, tüm doktorları hedef tahtasına koyması. halbuki kurunun yanında yaşı yakma hakkın yok. ikincisi, halkı memnun edecek bir politika. halkı memnun edecek olması, doğru politika olmasını sağlamaz. mesela vergileri kaldırabilirsiniz, bu halkı memnun eder ama doğru bir politika değildir.
sağlıkta da, halkın memnuniyeti ön plana çıkıp diğer olması gerekenler çok geri atılınca günümüze doğru yaklaştık.
Doktor, tıbbi bir karar verirken artık ilk düşüncesi nasıl şikayetten korunurum oldu. bunun getirdiği gereksiz tahlil, ilaç vs masrafları çok muazzam oldu.
yine 112 merkezlerde, şikayet edilme korkusu ile, gereksiz yere ambulans çıkarma o kadar fazla ki, gönül rahatlığı ile iddia edebilirim ki 112 vakalarının yarıdan fazlası acil vaka değil. milyar dolarlar bu şekilde çöpe gidiyor.
acil servislerin suyunu çıkardılar. acile gelenlerin yine yarıdan fazlası, hatta üçte ikiden fazlası, tıp ilminde acil diyeceğiniz vaka değil. ama sen acil değilsin diyecek olsan, devletin 'sağlık politikası'nın şımartması ile gelmiş vatandaş, sen bana bakmak zorundasın diye havalara girip üzerine yürüdüğünden ve devlet de sağlık çalışanının arkasında durmadığından dolayı mecbur bakılıyor. olan asıl acil hastaya oluyor.
sağlık harcamaları on sene önce birkaç milyar lira iken, şimdi seksen milyarlara dayanmış, yani on kat gibi bir artış göstermiş durumda ve hala artmaya devam etmekte.
velhasıl, devlet sağlık politikasında tek yanlı ve popülist bir yaklaşım ile bu günlere kadar geldi. 'profesörlere de hasta baktıracağım, gidince onlara da muayene olabileceksiniz' mantığı işledi şimdiye kadar. Ya allahaşkına, ne biçim bir fantazidir bu? profesör gidip griple gelen hasta muayene edecek... millet de alkış tuttu tabii. nereden bilsin, profesörlere asıl ihtiyacın uzman hekim eğitiminde, araştırmada olduğunu.
kendisi hasta olunca tabii tüm kurallar kalktı ortadan. Allah şifa versin, ayağına taş değdiğini istemem ama, tutup doktorlara hıncını dök, sonra da hasta olunca tam gün yasası filan dinlemeden en iyi profesöre ameliyat ol...
mesleği gönül huzuru ile yapan doktor sayısı azaldı. ağzını açan doktorun aldığı maaştan bahsediyor, o kadar para alıyorlar daha ne istiyorlar diye. doktorların memnun olmama nedenleri arasında para kesinlikle birinci sırada gelmiyor. mezuniyeti minimum altı seneyi bulan bir çalışma temposu ile, aynı emeği sarfeden mühendis vs den çok fazla para aldıkları da yok.
dünyada bizimle eş kaynağa sahip olup bu derece sağlık hizmeti sunulan bir başka ülke yoktur. buna rağmen memnun olmayan kimse çok. peki bundan sonrası nasıl olacak?
sağlık harcamaları artmaya devam edecek. altımızdan petrol çıkmadığından dolayı gittikçe artan bir şekilde vatandaş sağlığa para vermeye başlayacak. devlet, popülist bir şekilde açtığı musluğu yine oy kaygısından dolayı kolay kolay kapatamayacak. sosyal devlet mantığı ile hareket eden gelişmiş ülkelerdeki gibi, bizde de açık gittikçe büyük boyutlara ulaşacak. hem tıp mesleğini seçenlerdeki yeni çağın yaşam algısı, hem toplumdaki babacan doktor algısının yerini düşman ve hizmetçi doktora bırakması ile, mesleği yapanlar daha 'profesyonel' hale gelecek. karşınızda yakınlık beklenilecek insan yerine, duygularını geri plana atmış meslek icra eden kimseler görülecek.
bu bahsedilenlerin olması belki üç beş senede, belki on senede olacak ama, bugün sunulan sağlık hizmeti nimetinin kadrini bilmeyenlerden dolayı, günümüzdeki rahatlığı bir süre sonra yaşayamayacağımızı düşünüyorum. olan fakir fukaraya olmaz umarım.
karamsar, belki soğuk ve katılmayacağınız bir yazı oldu ama benim durduğum yerden bakınca görülen ve olması beklenenler bunlar...
Antibiyotik
vücudun savunma mekanizması yeterli gelmediğinde, bakterilere karşı
kullanılabilecek bir ilaç. Türkiye'deki ilaç tüketiminde %40 lık bir
paya sahip. Gereksiz ve bilinçsiz tüketimi neticesinde, ülkemiz
antibiyotik direnci açısından ilk sıralara yükselmiştir. son on - yirmi
senedir, çok yenilikçi bir antibiyotik türleri keşfedilmediğinden,
eldekilerin hepsine direnç geliştikten sonra ne yapacağız bilmiyorum.
Maalesef, ağrı kesici niyetine, grip ilacı olarak vs kullanılmaktadır. doktorlar üzerindeki devlet-hasta kanadından oluşturulan psikolojik baskı neticesinde, sadece tıp ilmi ile karar vermenin yerini tartışmadan-şikayetten kaçınma gibi kaygılar alması ile antibiyotik kullanımı azalmayacaktır ve sorun daha da büyüyecektir.
Maalesef, ağrı kesici niyetine, grip ilacı olarak vs kullanılmaktadır. doktorlar üzerindeki devlet-hasta kanadından oluşturulan psikolojik baskı neticesinde, sadece tıp ilmi ile karar vermenin yerini tartışmadan-şikayetten kaçınma gibi kaygılar alması ile antibiyotik kullanımı azalmayacaktır ve sorun daha da büyüyecektir.
17 Ocak 2015 Cumartesi
Otopsi
İlk adli otopsiye dün girdim. Otopsi dediğim, ön otopsi idi. Artık eskisi gibi cesetler her yerde açılmıyor çok şükür, adli tıp merkezlerine gönderiliyor bunun için.
Fakültede, adli tıp stajında mümkün olduğu kadar uzak durmuştum otopsilerden. Yenibosna'daki Adli Tıp'taki otopsilerin yarısında dışarı çıkmaya çalışıyordum. Korkudan filan değil, tiksinmeden de değil. İnsan alışıyor bunlara. Zaten alışmak istemediğim için uzak duruyordum.
Dün öğleden sonra bir ceset bulunduğu, ceset muayenesi yapılacağı haberi geldi. Acele ile bilgilerimi tazelemeye çalıştım eskiden kalan. Ölü morlukları ne zaman gelişir, katılık ne zaman olur ne zaman çözülür gibi bilgilere hızlıca göz attım.
Gömleğin kollarını sıvadıktan sonra önlüğü giydim üzerime, onun da kollarını sıvadım. Fakültede, birinci sınıftan kalma önlük, tam üzerime oturuyor, yazları da kollarını sıvayıp giyerdim o önlüğü.
Hastanenin alt katında, bir saatten fazla sürdü muayene. Savcının katibe tek tek raporu yazdırması, aklıma Bir Zamanlar Anadoluda filmini getirdi.
Cesedin kimliği belli değil, belki hiç sahibi de çıkmayacak. Vücudunu iyice gözden geçirip acaba rapora ekleyebileceğim bir özellik olur mu diye baktım, ufak bir ben vardı, onu da kayda geçirdik. Muhtemel değil ya, yine de, ola ki bir yakını araştırır bulur...
Fakültede, adli tıp stajında mümkün olduğu kadar uzak durmuştum otopsilerden. Yenibosna'daki Adli Tıp'taki otopsilerin yarısında dışarı çıkmaya çalışıyordum. Korkudan filan değil, tiksinmeden de değil. İnsan alışıyor bunlara. Zaten alışmak istemediğim için uzak duruyordum.
Dün öğleden sonra bir ceset bulunduğu, ceset muayenesi yapılacağı haberi geldi. Acele ile bilgilerimi tazelemeye çalıştım eskiden kalan. Ölü morlukları ne zaman gelişir, katılık ne zaman olur ne zaman çözülür gibi bilgilere hızlıca göz attım.
Gömleğin kollarını sıvadıktan sonra önlüğü giydim üzerime, onun da kollarını sıvadım. Fakültede, birinci sınıftan kalma önlük, tam üzerime oturuyor, yazları da kollarını sıvayıp giyerdim o önlüğü.
Hastanenin alt katında, bir saatten fazla sürdü muayene. Savcının katibe tek tek raporu yazdırması, aklıma Bir Zamanlar Anadoluda filmini getirdi.
Cesedin kimliği belli değil, belki hiç sahibi de çıkmayacak. Vücudunu iyice gözden geçirip acaba rapora ekleyebileceğim bir özellik olur mu diye baktım, ufak bir ben vardı, onu da kayda geçirdik. Muhtemel değil ya, yine de, ola ki bir yakını araştırır bulur...
26 Kasım 2014 Çarşamba
Bir Nöbet Akşamından
Sabah 8.30'da başlayan nöbet, akşam 22.00 itibariyle devam etmekte.
Tek doktor olarak, elimde hemogram, TİT, Troponin, röntgen ve ambulans ile, merkezden 45 km uzaktayım. Tek doktor olarak, hele de acil asistanlığı gibi bir tecrübeniz olmadan nöbet tutmak zordur. Elinizde bir de yeterli laboratuar tetkikleri yoksa, bayağı arada kaldığınız vaka çıkar.
100-150 arası hasta geldi bugün. Günün yoğun saatlerinde bayağı stres vardı, şimdi sakinledi. Stresli iken hastaya yaklaşımınız ile, sakin iken yaklaşım çok farkediyor. Streste tartışmaya yatkınlığınız artıyor, daha az anlayışlı ve daha çok anlayış bekler hale geliyorsunuz.
Allah'tan çok kötü hasta gelmedi bugün. Tartışma olmayınca, ne kadar yoğun da olsa nöbet, kafanız rahat oluyor, dinlenince geçiyor yorgunluk. Yok ters birileri gelmiş ise, o yorgunluktan daha beter oluyor, dinlenmekle geçmiyor, aklınızın bir köşesinde rahatsız edip duruyor.
İnşallah şu on saat de kazasız belasız geçer.
Tek doktor olarak, elimde hemogram, TİT, Troponin, röntgen ve ambulans ile, merkezden 45 km uzaktayım. Tek doktor olarak, hele de acil asistanlığı gibi bir tecrübeniz olmadan nöbet tutmak zordur. Elinizde bir de yeterli laboratuar tetkikleri yoksa, bayağı arada kaldığınız vaka çıkar.
100-150 arası hasta geldi bugün. Günün yoğun saatlerinde bayağı stres vardı, şimdi sakinledi. Stresli iken hastaya yaklaşımınız ile, sakin iken yaklaşım çok farkediyor. Streste tartışmaya yatkınlığınız artıyor, daha az anlayışlı ve daha çok anlayış bekler hale geliyorsunuz.
Allah'tan çok kötü hasta gelmedi bugün. Tartışma olmayınca, ne kadar yoğun da olsa nöbet, kafanız rahat oluyor, dinlenince geçiyor yorgunluk. Yok ters birileri gelmiş ise, o yorgunluktan daha beter oluyor, dinlenmekle geçmiyor, aklınızın bir köşesinde rahatsız edip duruyor.
İnşallah şu on saat de kazasız belasız geçer.
25 Kasım 2014 Salı
Aile Hekimliği - 1
2014 şubat ayında başladım aile hekimliğine. Doğunun da doğusunda bir yer burası. İlk geldiğim günlerde, bir berberdeki şu muhabbet aklımda kalmış. Berber, çırağını yeterince eğitemediğinden yakınıyordu. Oğlum diyordu, baktın adam batıdan gelmiş, o zaman çayıyla birlikte çay kaşığı da koy. Batıdakiler, Erzurum hariç kıtlama içmezler çayı.
Erzurum, arabayla 4 saat batıda kalıyor...
Büyükşehirden gelip, 7000 nüfuslu ilçede çalışmaya başladım. Özlediğim kışı yaşadım, hatta fazlası ile. Kalorifer de pek yanmayınca, iliklerime kadar üşüdüm ilk zamanlar. Odaya kapanıp, ufoyu açıp karşısına geçtikten sonra yorgana sarılıp ısınmaya çalıştığım çok oldu.
2000 civarında bir nüfusa bakıyorum, bir kısmı köydeler. Gerektikçe, aşı zamanları geldikçe köye gidip aşıları yapıyoruz. Köy Kürt köyü olduğu için, vardığımızda caminin hopörlöründen anonsu Kürtçe yapıp çağırıyoruz hastaları. Allahtan, hemşirem Kürtçe biliyor da, çok yardımı oluyor. Köyde, Beşiktaşlı taraftarlar okul, eğitim sınıfı, kuran kursu içeren bir kompleks yaptırmışlar, vardığımız zaman hizmeti de bu kuran kursunda veriyoruz. Hemşire aşıları yaparken ben de öğretmenler ile sohbet ediyorum genelde. Burada hakikaten çok kıymetli öğretmenler tanıdım. Bir öğretmenlik maaşı ile, taa memleketin bu ucunda, üstelik samimi ve özverili biçimde çalışan çok öğretmen gördüm. Bazen, köye geldiğimizde sınıfta oluyorlar, belki uygun birşey değil ama kapıdan kulak kabartıyorum, çocuklarla arkadaş gibi muhabbetlerini, ders anlatmalarını dinliyorum.
İlçe çok sakin. Sabah uyanıyorum, kavaklar, ağaçlar salınıyor. Akşam bakıyorum, gene aynı :) Fakülte bittiği zaman, şu araştırma merakı olmasa, gidip sakin bir köyde köy doktoru olsam diye hayal kurardım bazen, peşinde koşmadan içine düştüm sanki o hayatın. Tabii tam olarak beklediğim şekilde olmadı, neyse...
Erzurum, arabayla 4 saat batıda kalıyor...
Büyükşehirden gelip, 7000 nüfuslu ilçede çalışmaya başladım. Özlediğim kışı yaşadım, hatta fazlası ile. Kalorifer de pek yanmayınca, iliklerime kadar üşüdüm ilk zamanlar. Odaya kapanıp, ufoyu açıp karşısına geçtikten sonra yorgana sarılıp ısınmaya çalıştığım çok oldu.
2000 civarında bir nüfusa bakıyorum, bir kısmı köydeler. Gerektikçe, aşı zamanları geldikçe köye gidip aşıları yapıyoruz. Köy Kürt köyü olduğu için, vardığımızda caminin hopörlöründen anonsu Kürtçe yapıp çağırıyoruz hastaları. Allahtan, hemşirem Kürtçe biliyor da, çok yardımı oluyor. Köyde, Beşiktaşlı taraftarlar okul, eğitim sınıfı, kuran kursu içeren bir kompleks yaptırmışlar, vardığımız zaman hizmeti de bu kuran kursunda veriyoruz. Hemşire aşıları yaparken ben de öğretmenler ile sohbet ediyorum genelde. Burada hakikaten çok kıymetli öğretmenler tanıdım. Bir öğretmenlik maaşı ile, taa memleketin bu ucunda, üstelik samimi ve özverili biçimde çalışan çok öğretmen gördüm. Bazen, köye geldiğimizde sınıfta oluyorlar, belki uygun birşey değil ama kapıdan kulak kabartıyorum, çocuklarla arkadaş gibi muhabbetlerini, ders anlatmalarını dinliyorum.
İlçe çok sakin. Sabah uyanıyorum, kavaklar, ağaçlar salınıyor. Akşam bakıyorum, gene aynı :) Fakülte bittiği zaman, şu araştırma merakı olmasa, gidip sakin bir köyde köy doktoru olsam diye hayal kurardım bazen, peşinde koşmadan içine düştüm sanki o hayatın. Tabii tam olarak beklediğim şekilde olmadı, neyse...
23 Ekim 2014 Perşembe
Hayal Kırıklığı
Uzun aradan sonra...
Türkiye'ye gelip aile hekimliğine başlayalı 8-9 ay oldu. İçimdeki hayal kırıklığı gitgide büyümekte. Doktorluktan gün gün soğuyorum. Pastoral senfoni değil yaşadığımız.
Hayatımda lanet okumaya çok uzaktım ama dilimin ucuna geliyor artık kelimeler. Bazı insanların içindeki, ruhundaki pisliği döktüğü yer olduk maalesef. Bugüne kadar bir hastama hakaret etmemişken, haksız yere ( ki hakaretin haklı olanı da var mıdır? ) yediğim hakaretler burnumdan getirdi. Keşke mühendislik yazsaymışım, olmadı baytar olaydım da dedim. En azından hayvan tepti derim, içime oturmaz.
Keşke güzel şeyler yazabilseydim buradan ama, içimdeki neyse o dökülüyor. Ciğeri beş para etmez insanların gelip kibrini döktüğü yer olduk. " senin birşey bilmediğini biliyoruz ama öylesine geldik. ", " bizim doktor seçme hakkımız var ama senin hasta seçme hakkın yok " , " başka aile hekimine kaydımızı aldırmayacağız, gıcıklığına aldırmayacağız ".
Bunlar, içinde abartı olmadan aktardığım hasta yakını ifadeleri. Diyebilirsiniz ki, sen de bunları konuşturacak şeyler söylemiş olabilirsin... Ağzımdan hakaret içeren veya, aşağılayıcı söz içeren hiçbir kelime çıkmadı. Daha önce bana hakarette bulunmuş olan aileye, başka hekime gitmelerini, sadece acilde tek doktor olduğum zaman kendilerine bakacağım, onun dışında bakmayacağım söylendiği zaman bunları konuştular.
Yazıklar olsun bu sağlık sistemine. Yazıklar olsun oy politikası üzerine kurduğunuz bu sisteme. Bir gün altında kalırsınız bunun. Sadece hastalara şirin görünmek için doktorları hastaların önüne attığınız bu sisteme yazıklar olsun.
İnşallah, doktora en muhtaç olduğunuz zaman, doktor bulamazsınız. Doktoru ezen bu sisteme göz yumanlar ve bu sistemin şımartıp insanı meslekten soğutan ciğeri gavur parası ile beş para etmeyecek terbiye ve edepten mahrum kimseler... Umarım doktorun en gerekli olduğu zaman, bulamazsınız...
Kızgınlık içinde yazdığım bu ifadelerden kesinlikle normal insanlar üzerlerine alınmasınlar. Bu olay yaşanmadan hemen önce, 1 yaşında küçük bir kız bebeği muayene ediyordum ve karşılıklı mırıldanmalar ve sesler çıkarıp gülüşüyorduk... 100, hatta beş yüz hasta görüp yorulmaz insan, hatta acısını dindirebilirse mesut olur. Bir tane böyle edepsiz çıkar, hepsinin yorgunluğundan daha fazla ve çok acı bir tat bırakan yorgunluk ve bıkkınlık ekip gider.
Az kaldı inşallah...
Türkiye'ye gelip aile hekimliğine başlayalı 8-9 ay oldu. İçimdeki hayal kırıklığı gitgide büyümekte. Doktorluktan gün gün soğuyorum. Pastoral senfoni değil yaşadığımız.
Hayatımda lanet okumaya çok uzaktım ama dilimin ucuna geliyor artık kelimeler. Bazı insanların içindeki, ruhundaki pisliği döktüğü yer olduk maalesef. Bugüne kadar bir hastama hakaret etmemişken, haksız yere ( ki hakaretin haklı olanı da var mıdır? ) yediğim hakaretler burnumdan getirdi. Keşke mühendislik yazsaymışım, olmadı baytar olaydım da dedim. En azından hayvan tepti derim, içime oturmaz.
Keşke güzel şeyler yazabilseydim buradan ama, içimdeki neyse o dökülüyor. Ciğeri beş para etmez insanların gelip kibrini döktüğü yer olduk. " senin birşey bilmediğini biliyoruz ama öylesine geldik. ", " bizim doktor seçme hakkımız var ama senin hasta seçme hakkın yok " , " başka aile hekimine kaydımızı aldırmayacağız, gıcıklığına aldırmayacağız ".
Bunlar, içinde abartı olmadan aktardığım hasta yakını ifadeleri. Diyebilirsiniz ki, sen de bunları konuşturacak şeyler söylemiş olabilirsin... Ağzımdan hakaret içeren veya, aşağılayıcı söz içeren hiçbir kelime çıkmadı. Daha önce bana hakarette bulunmuş olan aileye, başka hekime gitmelerini, sadece acilde tek doktor olduğum zaman kendilerine bakacağım, onun dışında bakmayacağım söylendiği zaman bunları konuştular.
Yazıklar olsun bu sağlık sistemine. Yazıklar olsun oy politikası üzerine kurduğunuz bu sisteme. Bir gün altında kalırsınız bunun. Sadece hastalara şirin görünmek için doktorları hastaların önüne attığınız bu sisteme yazıklar olsun.
İnşallah, doktora en muhtaç olduğunuz zaman, doktor bulamazsınız. Doktoru ezen bu sisteme göz yumanlar ve bu sistemin şımartıp insanı meslekten soğutan ciğeri gavur parası ile beş para etmeyecek terbiye ve edepten mahrum kimseler... Umarım doktorun en gerekli olduğu zaman, bulamazsınız...
Kızgınlık içinde yazdığım bu ifadelerden kesinlikle normal insanlar üzerlerine alınmasınlar. Bu olay yaşanmadan hemen önce, 1 yaşında küçük bir kız bebeği muayene ediyordum ve karşılıklı mırıldanmalar ve sesler çıkarıp gülüşüyorduk... 100, hatta beş yüz hasta görüp yorulmaz insan, hatta acısını dindirebilirse mesut olur. Bir tane böyle edepsiz çıkar, hepsinin yorgunluğundan daha fazla ve çok acı bir tat bırakan yorgunluk ve bıkkınlık ekip gider.
Az kaldı inşallah...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)