8 Ocak 2009 Perşembe

BİR TIP GÖZLEMCİSİNİN NOTLARI


Lewis Thomas (1913-1993) imzalı, Tübitak’tan çıkmış bir kitap. Henüz yeni Türkçe’de, temmuz 2008 tarihli. Amerika’da yaşamış. Babası da doktor. Kitapta doktorluğun günümüze nasıl geldiğini anlatıyor. Babasının devrini düşündüğümüzde henüz tıpta hemen hemen hiçbir değişiklik olmamış belki yüzyıllardır, yani tedavi edilebilirlik açısından. Birkaç tane hastalık varmış o zamanlarda tedavisi efektif olan. Tıbbın sanat olduğu zamanlar… Anamnez, o zamanlarda şimdinin MR, BT, lab tahlilleri, mikroskopisi, serolojisi… Doktorların çantalarıyla hastaları dolaştığı zamanlarmış. Kendi de 33 de girmiş tıp fakültesine. O zamanlar doktorluk demek çok çalışmak demekmiş.
Tanı ustalarından bahsediyor kitapta. 3 ay boyunca günde 3 saat yanında bulunduğu doktorun hiç yanlış tanı koymadığını söylüyor. Bir de bu doktorların koğuşa girdiğinde daha konuşmadan kimin hastalığının ciddi, kiminkinin hafif olduğunu bilebildiğinden bahsediyor. Asistanlığı parasızlık içinde geçmiş. Kan bankasına kan verip oradan harçlıklarının bir kısmını çıkartıyorlarmış. Zaten para olsa da harcayacak zaman yoktu diyor. Hastane tüm vakitlerini almaktaymış. Otuz kişilik koğuşlardan bahsediyor. bir müddet sonra hastalar arasında samimiyet başlarmış. Öyle ki, biri diğerinin yemeğine, giyinmesine yardım edermiş.
Bir gün sıtmalı bir hasta gelmiş. Sıtma ders kitaplarından başka pek görülmeyecek durumdaymış o zamanlar. Gelen hasta da çok demonsratif olunca herkesin ilgisini çekmiş, asistanlar, doktorlar hepsi gelmiş görmeye. Akşama kadar da pek eksik olmamış gelen gideni. Akşam da ölmüş hasta. Kinin denen, sıtmalıya derhal verilmesi gereken ilacı vermek kimsenin aklına gelmemiş…
Dokunmadan bahsediyor yazar. Dokunmanın şefkat gerektirdiğinden, Şamanların tedavisinde dokunmanın yerinden. Günümüzde bunun giderek bırakıldığını, insan faktörünün yerini bilgisayarın aldığını doktor ve hasta arasında bir mesafe olduğunu ve bunun giderek arttığını söylüyor. Tıp artık ellerin dokunuşu değil, makinelerin sinyallerinin okunması oldu diyor. Doktor artık yakın bir arkadaşa ve sırdaşa daha az benziyor diyor. Eğer henüz işin başında bir tıp öğrencisi ya da intörn olsaydım geleceğimin en çok bu yönünden endişe ederdim diyor. Hastalara bakmak yerine makinelere bakmaktan kaygı duyardım ve bunu önlemek için ne yapabileceğimi düşünürdüm diyor.
Yazar, etimolojiye de meraklı. Çok ilginç şeyler çıkıyor ortaya biraz deşeleyince. İngilizcedeki error yani hata kelimesinin kökeni ers in yanlış yapmak değil, hint Avrupa dil ailesinde hareket halinde olmak manasına geldiğini söylüyor. Bunun da Latinceye errare-dolaşmak gezmek anlamında geçtiğini söylüyor. Norveççede bir şey aramak için koşmak manasına gelen bir sözcük olduğunu söylüyor. Araştırmada hatanın faydasını anlattıktan sonra demiş bunları. Paragrafa son olarak da ekliyor. Bir şeyi doğru yapmak için birçok şeyi yanlış yapmak gerekiyormuş…
2. dünya savaşında uzakdoğuda bulunmuş. Yine çalışmalarına devam etmiş, o sırada da oradaki mikroorganizmalarla ilgili serotiplendirme de yapmışlar hastalığa yakalanma açısından..
New York üniversitesinde patoloji bölümünün başkanlığına getirilmiş. Kısa zamanda güzel bir kadro kurmuş. 40 metrekarede tüm işlerini görmeye çalışmışlar. Bu sırada bir fondan 750.000 dolar bağış gelmiş. En faydalı şekilde kullanılacakmış. Tamamını araştırma yapacak öğrencilere tahsis esilmiş. Bu sistem, kitabın yazıldığı zamanlarda (90 lar) 20 kadar üniversiteye örnek olmuş. Daha sonraları New York da her kişi için 1 dolar ayrılmış tıbbi araştırmalar için.
Bir süre de rektörlük yapmış. Üniversiteyi kimsenin yönetmediğini söylüyor. Üniversite, kendi kendine yönetilirmiş. Burada yöneticinin marifeti bir şeye karışmamayı becermesi imiş. Tıp fakültelerinin gittikçe büyüyen bütçelere sahip olduğunu anlatıyor yazar. Bazı üniversitelerde tıp fakültesinin bütçesinin, üniversitenin geri kalan tüm bütçesinden daha büyük olduğunu söylüyor. Tıp fakültesi okumanın gittikçe daha masraflı bir hal aldığını, zengin olanların gidebildiğini ve öğrencilerin okumak için kredi aldığını anlatıyor. Kitap böyle sürüp gidiyor.
Yorum Gönder